jump to navigation

Allah ve Gelecek 12/06/2009

Posted by maganda68 in Teoloji.
Tags: , , ,
add a comment

Bir zamanlar Allah’ın geleceği bilip bilmediğini düşünürdüm.Ne kadar süre düşündüğümü hatırlamıyorum ama bir sonuca vardım.Allah geleceği bilmiyor, biliyor olamaz.Eğer Allah geleceği biliyor olursa, söz gelimi bundan 10 yıl sonra doğacak bir çocuğun cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğinin şimdiden belli olduğu anlamı çıkar.Yani insan, kendi gideceği yeri kendisi belirleyemiyor; senaryo hazır, Allah’ın seçtiği bazı kişiler cennete gidiyor, diğerleri cehenneme.Böyle bir Allah hayal edemiyorum çünkü böyle bir Allah adaletsiz, zalim bir Allah olurdu.Allah adaletsiz olamaz.

Başka bir açıdan bakacak olursak; geleceğin belli olması demek, sonsuza kadar nelerin yapılacağının ya da yaratılacağının da belli olması demektir.Herşey programlanmış ona göre işliyor, ortada irade yok.Yani geleceğin belli olduğuna inanmak, yalnız insanın değil Allah’ın da iradesini yok saymaktır.

Allah’ın geleceği bildiğini iddia edenler Allah’ın her şeyi bilmesinden yola çıkarak böyle bir  kanıya ulaşıyorlar.Ancak Allah’ın her şeyi bilmesi ayrı şey, geleceği bilmesi ayrı şey.Zira ortada zaman diye bir kavram yok.Yani günü, haftayı, ayı, yılı hayatı kolaylaştırmak amacıyla insan uydurdu.Allah ezeli ve ebedidir.Yani başlangıcı ve sonu yok.Böyle bir durumda zamandan söz etmek mümkün değil.”Allah her şeyi bilir, o halde geleceği de bilir” demekle “Allah”ın her şeye gücü yeter, o halde kendinden güçlü bir Tanrı da yaratabilir” demenin pek bir farkı yok aslında.

Kemal Atatürk ve Din 05/06/2009

Posted by maganda68 in Teoloji.
Tags: , , , , ,
comments closed

Mustafa Kemal Paşanın 21 Nisan 1920’de Bütün Kolordulara, 61. Tümen Komutanlığına, Nazilli’de Albay Refet Beye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Heyetlerine ve Belediye Başkanlıklarına Heyet-i Temsiliye adına çok acele olarak gönderdiği telgraf, 23 Nisan 1920 Cuma günü Ankara’da açılacak BMM’nin tören programını bildirmekteydi. Bu kısmı Nutuktan okuyoruz:

“1. Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2. Vatanın istiklâli, yüce Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayatî görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisinin açılış gününü cumaya rastlatmakla o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacıbayram Veli Cami-i Şerifinde Cuma namazı kılınarak Kur’anın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Cami-i Şeriften başlayarak meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığınca askeri birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3. Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bugünden başlayarak Vilâyet Merkezinde Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımlar uğur getirsin diye cuma günü namazdan sonra Meclisin toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.

Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak Cuma günü ezandan önce minarelerde sala verilecek, hutbe okunurken Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin mübarek adları anılırken Padişah Efendimizin yüce varlıklarının şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve Cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilafet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisinin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında hükümet konağına gelinerek Meclisin açılmasından dolayı resmi tebrikler yapılacaktır.Her tarafta Cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5. Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, süratle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilat ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.

6. Yüce Allah’tan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur. Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal.”24

« … Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkeğin ve Müslüman kadının beraber olarak bilim ve bilgi kazanmasıdır… »

31. 01. 1923, İzmir’de Halk ile Konuşma.

« … Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. »

31. 1. 1923 İzmir’de Halk ile Konuşama.

« … Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur… »
Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz, içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır… »

02. 02. 1923, İzmir, Türkiye’nin Geleceği Üzerine Konuşma.

“Ey millet, Allah birdir. Şanı büyüktür.Allah’ın selâmeti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz, Cenâb-i Hak tarafından insanlara hakâyik-i diniyyeyi tebliğe me’mur rasûl olmustur. Kanun-u Esâsîsi, cümlemizce malûmdur ki, Kur’anı Azumissandaki nusustur. İnsanlara feyz vermiş olan dinimiz, son dindir. Ekmel dindir.

Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevâfuk ve tetâbuk ediyor. Eğer akla, mantığa, hakîkate tevâfuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânin-i tabiiyye-i ilâhiyye beyninde tezad olması icab ederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyyenin menbai Cenab-i Haktır.”

07 Şubat 1923 / Balıkesir / Zağnos Paşa Camii

« Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini korumalarını emrediyor. »

5. Şubat 1923 Akhisar’da Konuşma.

« Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, bunada öyle inanıyorum… »

29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice Pernot’ya Demeç.

« Dini fikir ve inançlara hürmetkâr olmak, öteden beri tabiî ve genel bir anlayıştır. Bunun aksini düşünmek için sebep yoktur. »

11. 12. 1924, Times Muhabirine Cevap.

“Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır..” Atatürk-1926

Andrew Mango, Atatürk Syf.447

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammedin kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.

Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammedin dinini kabul edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar. Bununla beraber, Allaha kendi milli lisanlarında değil, Allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar, ne yaptığını bilmeksizin, adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuranı ezberlemekten beyni sulanmış, hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müdhiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupada Allah kelimesinin ilâhî parolası altında Hıristiyan milliyetleriylerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar ne de onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısırda, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, cenuba, gâh garb veya her tarafa birden saldıra saldıra, Türk milletinin Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlarını, benliğini unutturacak Allahla mutevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet vermeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden dini hissi; dünyanın acısı duyulan tokatıyla derhal, Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra…“

Medeni Bilgiler sayfa: 364,365,366,367,368,369,370,402,403 – Kemal Atatürk

Atatürk’e göre, Cumhuriyet Halk Partisi’nin programı hükümet ve siyasetin rehber ilkelerini oluşturur:
“Bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”(alkışlar)

“Beşinci Dönem Üçüncü Toplanma Yılını Açarken”, 1 Kasım 1937

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.